Düz bir adam olduğum için hiç ironi yapamam, yazı yazma tarzım, biraz akademik, kavramsal ve arşivsel nitelikte olup, kişilere şahıslara sataşmayı benimsememekteyim.  Geçmişte de köşelerinde yazı yazmaya çalışarak, okuma oranını artırmak, hedef saptırmak, gündem değiştirmek amaçlı, şahsıma doğrudan veya dolaylı ima yolu ile sataşmalar olmuştur.  Bu metodu birkaç kişi şahsıma karşı denemiş,  nedense hiç  başarılı olamamışlardır. Çölde Deve izi ile Bedevi izini bir birine karıştıranların da bu konuda başarılı olacağını hiç düşünmüyorum…Gerçi masallara karnımız tok,  her ne kadar başkan adayı olarak muhatabım kulüp başkanı olduğu için,  üçüncü şahısların sataşmalarına  cevap vermemem gerekse de başlayalım hikayeye…

Evvel zaman içinde kalbur saman içinde develer tellal, pireler berber iken; bende 10 yaşında iken, 1978-79 Sezonun dan bu tarafa, yani çocukluğumdan beri,  Elazığsporu bir fiil takip eden 1994 den bu tarafa Elazığspor ile ilgili olan, yazan, çizen, konuşan, anlatan, proje üreten, fırsat buldukça da doğruları haykıran,    Elazığsporda’da Genel Kurullarda, Yöneticilik ve son olarak da şerefli bir görev olan, Tüzük gereği , Elazığspor Başkanlığına Aday Olmuş, 25 yıllık bir spor eğitimcisi olarak,  okuldaki  fil dişi kulemden zaman zaman çıkarak,  çalışma alanlarımdan biri olan,  Spor Kulüpleri ve Yönetimi alanında, seyirci ve taraftar hareketlerini gözlemlemek, maç analizleri yapmak, yönetici profillerini yakından görüp incelemek, sahada veri toplamak ve pratik yapmak, projeler geliştirmek bilgimi  artırmak gibi akademik çalışmalarım ve gözlemlerimin yanı sıra,   çok sevdiğim Elazığspora destek olmak, katkı sağlamak adına, geçerli bir mazeretim olmadığı sürece,  yıllardır maçlara gitmekteyim. Tüm engellemelere, bir takım sataşmalara ve  garip  davranışlara rağmen, Elazığsporu takip etmekteyim…ayrıca üyelik vecibelerini yerine getirmekteyim..

Bir spor adamı, Beden Eğitimi Öğretmeni, Futbol Antrenörü, Amatör Kulüp Başkanı, Kulüp Yöneticisi, Akademisyen, Bölüm Başkanı olarak;  bir çok maça davetli, bir çok kez de seyirci, taraftar olarak, bilet alarak, kombine alarak, maratonda, kale arkalarında, kapalıda maç izlemiş, il müdürlerimizin, stadyum müdürlerimizin, kulüp müdürlerimizin ve kulüp başkanlarımızın göndermiş oldukları davetiyelerle de  protokollerde futbol heyecanını yaşamışımdır..           

Spor Yöneticisi olmak için, 4 yıl Spor Bilimleri Fakültesi okuyan, 120 kredi ders alan  öğrencilerime, spor yöneticiliğinin kolay olmadığını, emek, bilgi tecrübe gerektirdiğini her şeyin kitapta yazdığı gibi olmadığını, uygulamada işlerin farklı olduğun, u spor camiasında her kesimden her statüden farklı niyetlerden insanların olduğunu,  anlatmanın yanı sıra, Napoli Stadio San Paolo, Londra Wembley, Moskova Luzhniki , New Jersey Red Bul Arena,  New York  Yankee, MetLife gibi stadyumları gezip görüp, futbol maçı izleyen, stadyumun ne demek olduğunu, protokolün ne anlama geldiğini, saha içinin, saha dışının ne anlama geldiğini, sporda centilmenliğin, dostluğun, kardeşliğin, arkadaşlığın vefanın,  ne anlama geldiğini bilen biri olarak,  tecrübelerimi zaman zaman öğrencilerime de aktarmaktayım…

Öğrencilerin dışında,  spor yöneticiliği mesleğinin doğası gereği, sosyal statü elde etmek, iktidara, sermayeye yakın olmaya çalışmak, bürokratik iletişim becerilerini geliştirmek, medyada görünürlüğünü artırmak, kariyer ve para kazanmak için  bu işe yeni başlayan alaylı olmayan çiçeği burnunda mektepli yöneticilerin,  stadyum gibi, sporla ilgili birkaç teknik  tanımı, kavramı  bilmeleri gerektiği de  spor yönetimi literatüründede yer verilmiştir.

Örneğin ; Brombergere göre;  Stadyum, kentin toplumsal yapısının önemli göstergelerinden biridir. Oyunu izlemek amacıyla stadyuma gelen ve farklı toplumsal sınıflara ait olan sporseverler; stadyuma taraftar kimliği ile gelmelerine rağmen, stadyum içinde oturdukları bölüm, seyir esnasındaki davranışları, tezahüratları, ilgi gösterdikleri oyuncular ve tavırlar, kazanmaya ya da kaybetmeye yönelik tepkileri bakımından birbirlerinden ayrılmaktadır. Hatta seyircilerin oturdukları yerleri seçmeleriyle kendilerine o grupla kimlikleştirme isteğinde oldukları düşünülebilmektedir. Zira “stadın belirli bir kesiminde oturmak elbette istisnalarla, toplumsal ve yerel aidiyete dayanan bilinçli bir tercihin ifadesidir..”olarak stadyumu tanımlamıştır.

Bir başka tanımda ise; Stadyum, toplumsal ilişkileri yansıtan bir simgedir. İster yapıcı, ister yıkıcı olsun tüm toplumsal ilişki kalıplarının izdüşümleri stadyumda mevcuttur. Bu anlamıyla stadyum bir konsensüs yeri olduğu kadar, insanların iddialaştıkları ve çelişki ile çatışmaların bilincine vardıkları bir yerdir. (Gürel ve Akkoç’un “Stadyum: Benzerlikler, Koşutluklar ve İzdüşümler) Şeklinde ifade edilmektedir…

Yani bilim, stadyumun ne anlama geldiğini, insanların neden stadyumlara gittiğini, hangi koltukları neden tercih ettiğini tanımlamıştır aslında;

Şimdi siz;  50 yıllık geleneğe sahip bir kulübün çiçeği burnunda yöneticisi olarak ; sporun, Spor kulübünün, UEFA kriterlerinin, Finansal Fair Play kurallarını,   futbolun, seyircinin, taraftarın, oyuncunun, hakemin, yöneticinin, futbol ailesinin, kulüp camiasının, spora emek verenlerin, spor medyasının, kulüp başkanlığı yapanların, kulüp müdürlüğü yapanların, üyelerin, divan kurullarının, başkan aday olanların, tanımını görev yetki, ve sorumluluklarını  anlamadan,  stadyumun, protokolün tanımını bilmeden, kavramadan spor yöneticisi olmaya çalışırsanız; 

Üstüne üstlük;  Yöneticisi olduğunuz kulübe ait, puan cezalarının silinmesi, transfer yasağının kaldırılması, FIFA da bekleyen dosyaların takibi, icra dosyalarının değerlendirilmesi, geciktirilmesi, istenilen belgelerin verilmemesi, kurulmaya çalışılan şirketin ana sözleşmesini hazırlanması, sponsorluk, isim hakkı gibi yönetimsel işlere kafa yormazsanız….

Stadyumun kapısından kim girdi, kim çıktı, kime kıyak çekeyim, kime kaç tane bedava bilet yükleyeyim, kimi listeye ekleyeyim, kimi listeden çıkartayım, kim hangi koltukta oturdu, o hangi koltukta otursun, ben hangi koltukta oturayım, acaba Vali beyin mi ? yoksa Belediye Başkanının arkasında oturayım kameralar beni çeksin,  Simitçi, kahveci, gazozcu, Lüküs kamarada kimler oturur derdine düşerseniz..!

Doksan artı birde, sakat kaleciyi çıkartmamakta ısrar ederek,  mağlubiyet gölünü yiyen, televizyonlarda gördüğünüz ve karşısında gıkınızı dahi yükseltemediğiniz hocanın yöneticisi büyüsüne kapılırsanız, en önemli rakibiniz bayrağı sahanın ortasına diker,  farkında bile olamazsınız…!

Passolig henüz ortalarda yokken, 2008-2009  futbol sezonunda bedavacılığı önlemek ve taraftar tepkilerini de göz önüne alarak, “Taraftar Kart Projesi” ni hayata geçiren,  eski bir Elazığspor Yöneticisi olarak,  bedava maç izlemenin maliyetini de bilirim, Ayrıca sadece bedava maç izlemek için,  Elazığspora başkan adayı olarak, 59 trilyonluk borcun altına girecek kadar acemide değilim

Son tahlilde,  Elazığspor çok büyük kulüp ve camiadır,  50 yılda bir çok sporcu antrenör ve yönetici yetiştirmiştir ve yetiştirmeye de devam edecektir… Çünkü; spor kulüplerinin bir görevi de, lüküs kamarada oturacak bedava spor yöneticisi  yetiştirmektir…

 

Bir Cevap Yazın